Farabi

BİR MEDENİYET DÜŞÜNÜRÜ FÂRÂBİ

Ortaçağ İslâm dünyasında Muallim-i Sani, Ortaçağ Latin Dünyasında Magister Secundus yani Aristo’dan sonra ikinci ve en büyük felsefe öğretmeni olarak bilinen Ebu Nasr Muhammed ibn Muhammed ibn Tarhan veya Turhan ibn Uzluğ el-Fârâbî, şüphesiz ki Türk dünyasının sembol şahsiyeti, İslâm dünyasında felsefi düşüncenin kurucu önderi ve Batı dünyasını içine düştüğü Skolastik uykudan uyandıran sayılı filozoflardan birisidir. Erdemli Kent (el-Medinetü’l-Fâdıla), Medeni Siyaset, (es-Siyasetü’l- Medeniyye) ve Medeniyet Bahisleri, (el-Fusulü’l-Medeni) isimli eserleriyle medeniyet felsefesinin öncü ismi olduğu kadar, modern siyaset biliminin de kurucu figürlerinden birisidir. Bu büyük Türk bilge ve filozofu İslâm medeniyetinin altın çağının başlarında, İlahiyat’tan Metafiziğe, Varlık felsefesinden (Ontoloji) Mantık’a, Ahlak felsefesinden Siyaset felsefesine, Fizik’ten Astronomi’ye, Psikoloji’den Musiki’ye kadar birçok alanda eserler vermekle kalmamış derin felsefi bilgisiyle Antik düşünceyi Ortaçağlara ve günümüze taşımıştır. Fârâbî’nin düşünce sistemi eklektiktir. O, bir yandan sıkı sıkıya bağlı bulunduğu Aristo felsefesiyle Eflatun’un görüşlerini bağdaştırmaya çalışırken; diğer yandan dönemin hâkim felsefi yaklaşımı olan çok Tanrıcı Helenistik Felsefenin temel konularını yeniden yorumlamaya çalışmış ve buradan hareketle, gönülden bağlı bulunduğu İslâm dinin getirdiği saf Tevhid inancına dayalı yeni ve özgün bir düşünce sistemi (İslâm düşüncesi) inşa etmeye çalışmıştır.

Günümüzden yaklaşık bin küsur sene önce Orta Asya steplerinden kalkıp Bağdat, Halep, Şam ve Kahire gibi o dönem İslâm dünyasının kültür başkentlerine giderek evrensel düşünceyi yakından öğrenmeye, bilmeye, tanımaya ve anlamaya çalışan bu eşsiz düşünür, sistemini kurarken öncelikle Eski Yunan’dan Roma’ya, oradan da Hıristiyan Skolastizmi’ne geçmiş olan ve Trivivum-Quadrivium diye bilinen bilimler tasnifi yerine, içinde İslâm bilimlerinin de ye raldığı yeni bir bilimler sınıflaması yaparak klasik sistemi bütünüyle değiştirecek ve ilk kez medeniyet felsefesini, yeni kurduğu bilimler şeması içerisinde çok önemli bir konuma yerleştirecektir. Felsefe, Kelâm, Mantık, Musiki, Ahlak, Devlet, Siyaset felsefesi ve Medeniyet düşüncesi alanında yazdığı eserler kadar, yetiştirdiği öğrencileriyle de dikkat çeken bu düşünürün Mantık ile ilgili çalışmaları, ölümünden sonra Bağdat’taki öğrencileri tarafından daha da geliştirilerek özellikle İslâm Rönesansı diye ifade edilen bir dönemde, yani IV. Hicri asırda devrin önemli düşünürlerinin, fikir adamlarının, sanatçılarının ve edebiyatçılarının başvuru kaynağı haline getirilmiştir. Onun Mantık sistemi, On yedinci Asırda kurulan ve modern bilim ve düşüncenin oluşumundaki başlıca amiller arasında yer alan Metdoloji’nin de temel dayanaklarından birisi olmuştur. Diğer taraftan gerek Kelâm, gerekse Tasavvuf ağırlıklı son dönem İslâm düşünce geleneğinin temel tezleri de, Fârâbî felsefesinin devamı niteliğindedir.

Büyük bilgin İmam Gazzali’nin ve onun izinden giden ünlü Fakih, Müfessir Fahreddin Er-Razi’nin Kelâm ağırlıklı düşünce sisteminin büyük bir bölümü de yine Fârâbî felsefesiyle bağlantılıdır. Keza Muhyiddin ibnü’l-Arabi’nin Vahdet-i Vücûd felsefesinin üzerine kurulduğu merâtib-i vücûd, yani varlığın mertebeleri teorisinin de Fârâbî’nin geliştirdiği Vücûd ve Sudur teorisiyle bağlantılı olduğu muhakkaktır. Fârâbî’nin Batı İslâm dünyasındaki etkileri de çok büyük olmuştur. Endülüs düşüncesinin büyük temsilcileri İbn Bâcce, ibn Tufeyl ve İbn Rüşd, Fârâbî düşüncesini Müslüman İspanya’da yaymakla kalmamış, bu fikirlerin Pyrene sıra dağlarını aşarak Kıta Avrupa’sının içlerinde kadar ulaşmasını da sağlamışlardır. Kısacası İslâm düşünce geleneğinin tümünün, ana hatlarıyla Fârâbî düşüncesinin devamı ve uzantısı niteliğinde olduğunu söylersek pek de abartılı davranmış olmayız.

Fârâbî’nin Batı dünyasındaki etkilerine gelince, bunun İslâm dünyasındaki kadar olmasa da, ona yakın derecede olduğunu ve özellikle Yahudi ve Hıristiyan Ortaçağı’nda büyük boyutta olmak üzere belirli ölçüde günümüze kadar uzanıp geldiğini söyleyebiliriz. Fârâbî’nin fikirleri, Yahudi din adamı ve düşünürü İbn Meymun (Maimonides/Ram-Bam) aracılığıyla Yahudi düşüncesi üzerinde; Albertus Magnus ve onun öğrencisi Saint Thomas aracılığıyla Latin dünyası üzerinde etkili olmuştur. İbn Meymun’un, öğrencisi Samuel İbn Tibbon’a yazdığı mektupta, Fârâbî’nin eserlerinden bazılarını okumasını tavsiye etmesi üzerine Güney Fransa’da yaşayan Yahudi mütercimler onun eserlerinin büyük bir bölümünü İbraniceye çevirmişlerdir. Bunlar arasında kendisini Fârâbî’nin öğrencisi sayanlar bile olmuştur. Biz bugün Fârâbî’nin Arapça orijinali kaybolmuş bulunan bazı eserlerini, İbrani alfabesiyle yazılmış orijinal metinlerinden veya İbranice çevirilerinden okuyabiliyoruz. Keza İslâm bilim ve düşüncesine merak saran pek çok Hıristiyan mütercim de Fârâbî’nin eserlerini, ya doğrudan Arapçadan, ya da İbranice tercümelerinden Latinceye aktarmışlardır. Üç yüz yıla yakın bir süre devam ettiği anlaşılan bu tercümeler sonucunda Batı dünyasının Skolastik uykusundan uyandığı ve Rönesans hareketinin başlamış olduğu bir çok insaf sahibi araştırmacı tarafından dile getirilmiştir.1

Bu etki, 18. yüzyıla kadar gittikçe azalsa da devam edip gelmiştir. Onun özellikle siyaset devlet ve medeniyet felsefesiyle ilgili görüşleri, İkinci Cihan Savaşı yıllarında Faşizme karşı direnen Yahudi kökenli araştırmacılar için de yeniden ilham kaynağı olacaktır. Bunlar arasında Neo-Con dediğimiz Yeni Muhafazakâr düşüncenin ideologlarından Leo Satrauss’un ismini zikretmemiz gerekir. Leo Strauss, aradan bin iki yüz seneye yakın bir süre geçtikten sonra Fârâbî’nin, Eflatun’un Devlet Diyaloğu üzerine yazdığı şerhe bir haşiye (açıklamanın açıklaması) yazarak Ortaçağ’da çok ünlü olan şerh ve haşiye yazma geleneğini sürdüren çağdaş bir Fârâbî şarihi olmuştur. Görülüyor ki Fârâbî, yalnız kendi dönemine, ya da yalnız Türk ve İslâm dünyasına değil, doğusuyla batısıyla her dönemde tüm dünyaya ışık tutan büyük bir dünya filozofudur. Bu 1. Daha geniş bilgi için bakınız, Bekir Karlığa, İslam Düşüncesi’nin Batı Düşüncesi’ne Etkileri, I, 205 ve devamı. büyük düşünür, gerek yazdığı eserleri ve geliştirdiği fikirleri, gerekse doğuda ve batıda uzun süre devam eden etkileriyle, aynı zamanda bugün büyük bir buhran içerisinde kıvranan dünyamızın ihtiyaç duyduğu medeniyet düşüncesinin de en önemli teorisyenlerinden birisidir. Medeniyet taşıyan İpek yolu kevanlarının geçtiği yerde doğup büyüyen ve o zamanlar “rub’u meskûn” denilen yeryüzü yerleşiminin dörtte birinin büyükçe bir bölümünü yakından görüp gözleyp tanıyan bu Türkmen kocası, geçmiş medeniyet birkimlerinin birçoğunun üzerinden geçerek medeniyetlerin doğuş yeri Mezopotamya’ya, Dicle-Fırat havzasına gelmiş, evrensel uygarlığın bütün birikimlerini yakından tanıma imkânı bulmuştur.

Medeniyet kelimesinin kök anlamı ve tarihsel arka planı göz öünde bulundurulduğunda, Fârâbî’nin, tam anlamıyla bir medeniyet düşünürü olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle Fârâbî’yi, Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulmuş bulunan, o günkü Başbakanımız ve bugünkü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Eş-Başkanlığını yaptığı ve 127 ülkenin katıldığı, yüzyılın küresel insanlık ve barış projesi olan Medeniyetler İttifakı projesinin ilk müjdecisi ve kurucu figürü sayabiliriz. Zira Fârâbî, yukarda zikrettiğimiz üç önemli eseri (el-Medînetü’l-Fâzıla, es-Siyâsetü’l-Medeniyye ve Fusûlü’l-Medenî) başta olmak üzere bütün eserlerinde, evrensel medeniyet düşüncesinin temellerini inşa etmeye çalışmış benzeri az blunan bir düşünürdür. Tabiatıyla Fârâbî’nin zamanında medeniyet terimi bugünkü anlamda kullanılmıyordu. Günümüzde tam ve kesin bir tanımı yapılmamış olasa da, genel hatlarıyla, insanoğlunun üst düzeydeki etkinliklerinin özü ve özeti diye ifadelendirebileceğimiz medeniyet teriminin kapsamına giren her konu ile Fârâbî yakından ilgilenmiştir. Bu değerlendirme, aynı zamanda Fârâbî’nin siyaset felsefesinden istifade edilerek hazırlandığı anlaşılan ve dünyamızı bir kan gölüne çevirmek amacıyla adeta su-i istimal edilmek istenen “Medeniyetler Çatışması” tezine de verilmiş insancıl, barışçıl ve medeni bir cevap olacaktır.

- Advertisement -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Read More

26 Haziran 2019 Medeniyet Bilinci Semineri

Milli Eğitim Bakanlığı ve İstanbul Uluslararası Medeniyet Araştırmaları Merkezi İşbirliği ve VakıfBank desteği ile gerçekleşen Medeniyet Bilinci Semineri 26 Haziran’da Ankara’da yapıldı.

20 Haziran 2019 Medeniyet Billinci Semineri

Milli Eğitim Bakanlığı ve İstanbul Uluslararası Medeniyet Araştırmaları Merkezi İşbirliği ve Turkcell, Turkcell Vakfı destekleri ile gerçekleşen Medeniyet Bilinci Semineri 20 Haziran’da İstanbul’da yapıldı.

Yeni Dünya, Yeni Türkiye ve Medeniyetler İttifakı Uluslararası Sempozyumu

Tarihin en eski dönemlerinden beri kuzey - güney, Doğu-Batı yönlerindeki deniz yollarının kesişme noktasında yer alan Kıbrıs, evrensel uygarlıkların buluşma noktası ve akdeniz medeniyetlerinin merkezi olma özelliğini hep korumuştur.

Recent

03 Aralık 2019 Medeniyet Bilinci Semineri

Milli Eğitim Bakanlığı ve İstanbul Uluslararası Medeniyet Araştırmaları Merkezi İşbirliği ve Turkcell desteği ile gerçekleşen Medeniyet Bilinci Semineri 3 Aralık’da Ankara’da yapıldı.

MEDENİYETLER İTTİFAKI İSTANBUL KONFERANSLARI-3

Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Kurulu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Uluslar arası Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAR) Sunar:. MEDENİYETLER İTTİFAKI İSTANBUL KONFERANSLARI-3

Prof. Dr. Bekir Karlığa TRT 2′ de

Dr. Coşkun Yılmaz ve Prof. Dr. Mehmet İpşirli’nin sunduğu, Prof. Dr. Bekir Karlığa’nın konuk olduğu “Tarih Söyleşileri”, 6 Temmuz 2021 Salı günü...